TEMELİ ÇOK SAĞLAM BİR DİNİMİZ VAR
"Birgün Ankara Atatürk Orman Çiftliği'nde muhtelif konular görüşülmektedir. Asaf İlbay'da bu gezidedir. Atatürk'ün din hakkındaki kâti görüşünü öğrenmek için ne zamandır beklediği fırsat doğmuştur." Başbaşa kaldıkları bir anda Asaf İlbay:
"Paşam din hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum."
Atatürk: Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe, yeni harçlar yapılıp binayı takviye etmek hususu hissedilmemiş. Aksine olarak bir çok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler vs.) binayı fazla hırpalamış. bugün bu binaya dokunulamaz , tamir de edilemez. ancak zamanla çatlaklar derinleşecek. ve yeni temeller üzerinde sağlam bir bina kurma luzumu doğacaktır.
Din bir vicdan meselesidir ve herkez kendi vicdanın emrine uyma hususunda serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kaste ve fiiile dayanan boğnaz hareketlerden sakınıyoruz. Mürtecilere asla fırsat vermeyeceğiz.
Atatürk'ün yukarıdaki çok açıkça ve samimi beyanlarına ayrıca bir yorum getirmeye luzum yoktur. Atatürk'ün dinle ve dindarlarla asla bir problemi olmamıştır. O, hep dini dinsizliklerine perde eden, münafık ve istismarcılarla mücadele etmiştir. Atatürk'ün dinle ilgili yhaptığı bütün açıklamalarından islam dinini çok iyi bildiği görülmektedir. Bütün konuşmalarında, söylev ve demeçlerinde hep islam dinini, Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin yüceliği görülmektedir.
"DİNSİZ BİR MİLLETİN DEVAMINA İMKAN YOKTUR"
"1930 yılının Temmuz ayında, Ankara Halkevlerinde toplanan birinci Türk Tarih Kongresinin son günlerinde, Darülfünun Profesörleri, liselerin, orta okulların hocaları bu kongreye davet edilmişlerdi.
Toplantı bir hafta sürmüştü. Kongreye katılan davetliler yeni tezler, fikirler ve müşahedelere dayanarak ortaya çıkmışlar, bir çok kitap ve kaynak ortaya koymuşlardı. Bu Kongrede, Avram Galanti, Samih Rıfat, Raşit Galip, Zeki Velidi ve Sadri Maksudi arasında hayli tartışmalar olmuş, bir çok hakikatler meydana çıkmıştı. Atatürk'ün etrafını sarmış olan hocalar gelişi güzel sorularla Atatürk'ü adeta bir baskı altına almış bulunuyorlardı.
Muallimlerden biri Atatürk'e,
- Paşam! Bir çok Avrupalı yazar, yazdıkları eserlerinde sizi diktatör diye vasıflandırıyorlar. Buna ne buyurursunuz? Diye bir soru sormuştu.
Atatürk bu suale gayet soğukkanlılıkla ve gülerek şu cevabı verdi.
-Ben diktatör değilim ve hevesliside olmadım. Benim diktatör olmadığıma şuradan hüküm veriniz, eğer ben diktatör olsaydım siz bana bu suali soramazdınız.! diye zarif ve çok makul bir cevap vermişlerdi.
Başka bir muallimde şöyle bir soru sormuştu:
-Paşam! Din lüzumlu bir şey midir? Hilafetin kaldırılması iyi mi olmuştur?
Atatürk bu soruya gayet sakin bir şu cevabı vermişti:
- "Evet din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din Allah ve kul arasındaki kutsal bir bağlılıktır. Softaların din simsarlığına müsade edilmemeşidir... Dinden maddi menfaat temin edenler menfur kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete müsade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan kimseler, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz kişiler bu kimselerdir."
Hilafete Gelince:
İşin garibi bazı arkadaşlardan bilhassa hariçten bana hilafet teklifi vaki olmuştur. "Siz Halife olunuz" Demişlerdi. Ben bu teklife daima gülerek cevap verdim. Hilafet luzumsuz hatta zararlı bir müessese haline gelmişti. Bundan beklenilen gaye tahakkuk etmemiştir.Birinci Cihan harbinde gördük: Müslümanlar halife ordusuna karşı harp ettiler!... Suriye'de arkadan vuranlar olmuştur. Bunlar halifeye bağlı Türk Askerlerini şehit etmişlerdir. Hilâfet faydalı halini muhafaza etmiş olsaydı, Müslüman aleminin buna uygun hareket etmeleri icap ederdi.
"Bizde Ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin buyruklarfını eşit olarak öğrenmeye mecburuz.
"Her fert, dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur..."
"Nasıl ki, her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahiplerini yetiştirmek lâzımsa, dinimizin gerçek felsefesinitetkik, bilimsel ve fenî telkin kudretine sahip olacak güzîde ve gerçek büyük alimler yetiştirecek kurumlara malik olmalıyız." (İmamhatip liseleri ve İlahiyat Fakülteleri)
ATATÜRK'ÜN KUR'ÂN-I KERİM İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI
"HAK DİNİ KUR'AN-I KERİM" ADLI MUHTEŞEM ESER, ATATÜRK'ÜN İSTEĞİ İLE ELMALILI ELMALILI HAMDİ YAZIR HOCA EFENDİ TARAFINDAN TAM 12 YILDA HAZIRLANMIŞTIR"
ATATÜRK NEDEN KUR'ÂN-I KERİM'İN
TÜRKÇE TEFSİRİNİ YAPTIRDI
"Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur'an Türkçe olmalıdır."
Türk Kur'ân'ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor, bilmeden tapınıyor.
Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın...
ATATÜRK'E GÖRE DİN ADAMLARINDA
ARANACAK VASIFLAR
"DİN ADAMLARIMIZIN SECERESİ BELLİ OLACAK,
YEDİ KAT MÜSLÜMAN OLACAK,
İLAHİYAT FAKÜLTESİ MEZUNU OLACAK,
DERECELERİNE GÖRE LAYIK
OLDUKLARI YERLERE VERİLECEK."
Kaynak: "Seni Anlasaydık Bu Hale Gelmezdik" İbrahim CANDAN.
Sonuç olarak, Atatürk bütün devrimlerinde olduğu gibi dinde de Türkçeye önem vermiştir.Çünkü Türk;
-Okusun, okuduğunu anlasın.
-İbadet etsin, ettiği ibadetin manasını bilsin,
-Taassuba kanıp arapçaya körü körüne bağlanmasın diye................
Türkçe Din; Kur-an'ı Kerim'in Türkçe Meali>>>
Saygıyla........

Ana Menü
VATANSEVER


















