http://www.turanyolcusu.tr.cx/google15cfc90231154c4f.html REHBER KUR-AN, HEDEF TURAN. - Blogcu <$BlogMetaData$>




Gerçek Unutma ki; Bir Gün Senindir, Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir. Cihan Senindir!

TÜRKSEN ÖĞÜN, DEĞİLSEN İTAAT ET!... HEDEFLER DEVLET TARAFINDAN AÇIKLANMAZ; MİLLETÇE YAŞANIR...
Ana Menü
HER ŞEY TÜRKE GÖRE TÜRK İÇİN TÜRK TARAFINDAN
TÜM KONULAR

  • ALPARSLAN TURKES
  • ANLAMAK iSTEYENE
  • Asi ve Siyasi
  • ATATURK ve DiN
  • Ataturku Gercekten Anlayabildik mi
  • ATSIZ ATA
  • BOZKURT
  • BOZKURT ATATURK
  • BOZKURT RESiMLERi
  • BOZKURTLAR HER YERDE
  • CAN KERKUK
  • Canakkale Destani
  • CANLI TV - SOHBET
  • DESTANLARIMIZ
  • DOKUZ ISIK
  • ENVER PASA
  • ERMENi DOSYASI
  • FOTO ALBUM
  • GUNCEL KAMPANYA
  • HAREKETLi RESiMLER
  • HARUN YAHYA - Adnan OKTAR KiMDiR
  • HEDEF TURAN
  • HiC DUSUNDUNUZ MU NEDEN TURAN
  • KUR-AN MEALi
  • KURT CiNSLERi
  • MASONLUK TAPINAK SOVALYELERi
  • MEZHEPCiLiK
  • MiLLiYETCi ULKUCU LUGAT
  • mp3
  • MU KITASI
  • NEVRUZ
  • OGUZ BOYLARI
  • OYUNLAR
  • PADiSAHLARIMIZ
  • PKK ve Komunizm
  • RUM PATRiKi ve YAHUDi SiYONiZMiNiN TURKiYE POLiTiKALARI
  • SiTENiZ iCiN
  • TURK BUDUR
  • TURK TARiHi BELGESELi
  • TURKCE SARKILAR
  • UC MAYIS
  • UYARI
  • VATAN SiiRLERi
  • Videolar
  • ZiYA GOKALP
  • OĞUZ OĞULLARINA
    Gafil, hangi üç asır, hangi asır, Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarih söylememiş bunu, Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak. Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin. Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,Doğudan çıkan biz, batıda yine biz; Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz. Hep insanlar kendini bilseler, Bilinir o zaman ki hep biriz. Türk sadece bir milletin adı değil Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığınlar!Ey yığın yığın insan gafletleri! Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Hakikat nerede? Mustafa Kemal ATATÜRK
    VATANSEVER

    Mp3 İndirmede herhangi bir problem yaşıyosanız, indireceğiniz mp3 üzerinde sağ tıklayıp farklı kaydeti seçin....
    YAŞADIKÇA TÜRKÇÜYÜZ
    Image Hosted by ImageShack.us
    BİR MİLLET UYANIYOR
    MESAJ KUTUSU

    SİZİN SESİNİZ (TURAN DERİZ BİZ FORUM)
    TURAN DERİZ BİZ forum açıldı! Sizde forumda görüşlerinizi belirtmek ve söz sahibi olmak istiyorsanız sayfanın alt bölümündeki alana üye olunuz
    VATANSEVER
    GÜNCEL HABER
    Türkçülükle alakalı birçok konuyu bulabileceğiniz bir internet sitesi .. Tıklayınız: ULU TÜRKÇÜ NİHAL ATSIZ
    İnançlarla alakalı birçok kelimenin ve deyimin anlamını bulabileceğiniz özgür bir ansiklopedi TıklayınızİNANÇLAR SÖZLÜĞÜ
    Maddesel Dünyaya Bakış Açını Kökten Değişterecek Aynı Birçok Dini, İlmi ve Milli Konuda Bilgi Sahibi Olabileceğiniz Bir Kutlu Site Tıklayınız: HARUN YAHYA
    Sohbet imkanı bulacağını, Türk kültürüne bağlı bir site ÜLKÜM SESLİ
    ANKET
    GÜNÜN TARİHİ
    BAĞLANTILAR

    ÜLKÜ OCAKLARI

    AVRUPA TÜRK FEDERASYONU

    HOLLANDA TÜRK FEDERASYONU

    ALPARSLAN TÜRKEŞ ORG

    MHP RESMİ SİTESİ

    ORTADOGU GAZETESİ

    NİHAL ATSIZ

    KERKÜK TÜRKMEN CEPHESİ

    ŞEHİTLER ORG

    BAYATIN SESİ

    YUSUFİYE NET

    TÜRK DİRİLİŞİ

    MUSTAFA YILDIZDOĞAN

    OSMAN ÖZTUNÇ

    AHMET ŞAFAK

    ATİLA YILMAZ

    GRUP GÖKÇEN

    OZAN ARİF

    MEHMET BORUKÇU

    MEHMETÇİK VAKFI(TSK)

    ŞEHİT AİLELERİ DERNEĞİ

    ŞEHİTLER ÖLMEZ COM

    ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER

    SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

    ERMENİ SOYKIRIMINI ÇÖKERTEN RESMİ BELGELER

    TÜRK OCAKLARI

    KIRIM TÜRKLERİ

    AZERBAYCAN TÜRKLERİ

    TÜRKMENİSTAN TÜRKLERİ

    ÖZBEKİSTAN TÜRKLERİ

    KIRIM TATARLARI ve AHISKA TÜRKLERİ, ÇEÇENLER (KAFKASYA)

    TÜRKİSTAN TÜRKLERİ

    BALKAN TÜRKLERİ

    KIRGIZ TÜRKLERİ

    BAŞKIRTLAR (BAŞKURTLAR)

    KIBRIS TÜRKLERİ

    AFGANİSTAN TÜRKLERİ

    TÜRK-İSLAM DEVLETLERİ

    TÜRK TARİHİ

    İSLAMİYET NET

    SORULARLA İSLAMİYET

    KUR-AN'I KERİM'İN TÜRKÇE MEALİ

    DİNİ, İLMİ ve MİLLİ VİDEOLAR

    NASİHAT KÖŞESİ

    KUR-AN AHLAKI

    HZ. İSA GELECEK

    İNSANIN YARATILIŞI (video)

    İSLAMIN YÜKSELİŞİ (video)

    İMTİHANIN SIRRI (video)

    YARATILIŞ GERÇEĞİ (video)

    ALLAH AKILLA BİLİNİR (video)

    İSLAM TERÖRÜ LANETLER (video)

    SAVAŞLARIN PERDE ARKASI (video)

    SİYONİZM FELSEFESİ ve İSRAİL (video)

    TÜRKİYEDEKİ MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ (video)

    TAPINAK ŞÖVALYELERİ (video)

    ŞEYTANIN KANLI ÖĞRETİSİ: SATANİZM (video)

    ŞEYTANIN BİR SİLAHI: ROMANTİZM (video)

    ŞEYTANIN KARAKTERİ KİBİR! (video)

    ALTIN ORAN (video)

    ATEİZMİN ÇÖKÜŞÜ (video)

    ÇAĞIMIZIN PUTLARI (video)

    ALLAH İÇİN YAŞAMAK (video)

    ÖZTÜRKLER

    SEDAT PEKER

    PKK GERÇEĞİ

    KUNDUZLU BELDESİ

    YILDIRAY ÇİÇEK (KUTLU SESLENİŞ)

    TÜRK SÖZÜ DERGİSİ

    MİLLİ HAREKET

    ÜLKÜCÜ MİLİTAN

    ABDULLAH ÇATLI

    ANKARA ÜLKÜ OCAKLARI

    ULUS ÜLKÜ OCAĞI

    ÇORUM ÜLKÜ OCAKLARI

    KARARGAH EU

    ÜNİVERSİTELİ BOZKURTLARIN OTAĞI

    SANAL OCAK

    MUHARREM ŞEMSEK

    HUN TÜRK (TÜRKÇÜ FİKİR OTAĞI)

    HEDEF TURAN

    ÜLKÜM COM

    TÜRK BİR DEV

    TÜRK BİRLİĞİ CEPHESİ

    FİKİR YOLU

    DOST SİTELER
    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
    GÜNCEL
    Sedat Hamza

    Kartını Oluştur

    SON EKLENENLER

    ATAYI ANIYORUZ....

    TÜRKÇÜ GELECEK GÜNCEL

    KUTLAMA

    TÜRKÇÜ GELECEK GÜNCEL

    RUHUN ŞAD OLSUN

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN

    VİDEO İNDİR

    KUTLAMA

    GURURUMUZ ŞANIMIZ! YAŞAYACAK BÜYÜK TURAN ÜLKÜMÜZ...

    BAŞBUĞ ATATÜRK ve BOZKURT

    TÜRKİYE İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE MASONLUK

    BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK HAKKINDA BAZI AYRINTILAR..

    ATİLLA YILMAZ ŞAFAKTA AKIN

    SAHTE TÜRKÇÜLER SAHTE MİLLİYETÇİLER

    GÖK TANRI DİNİ ve ŞAMANİZM

    TÜRKLERİN İSLAM DÜNYASINDAKİ LİDERLİĞİ

    AKP ve ERMENİLER ya BİZİMKİLER AZERİLER..!

    BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

    RUHUN ŞAD MEKANIN CENNET OLSUN

    AKP KADROLARININ İÇ YÜZÜ

    EMANETİNİZE EBEDİYYEN SAHİP ÇIKACAĞIZ..

    TURAN YOLU FORUM

    TURAN YEMİNİ

    NE AVRUPASI NE BİRLİĞİ

    TÜRK DÜNYASI ÖZEL

    TÜRK POLİSİ İLE İLGİLİ SON HABERLER
    TÜRKÇÜLÜK TÜRKÇÜ KİMDİR KIZILELMA
    TURANCILIK TURANCIYIZ NE OLACAK TURANCILIK ROMANTİK BİR HAYAL DEĞİLDİR

    VATANSEVER
    Müzikleri eksiksiz dinlemek için Tıklayın>>>>>
    DÜNYANIN ve İNSANLIĞIN BELASI, BİRÇOK YANILGIYA NEDEN OLAN, İNSANLIĞIN ATASINI BİLE MAYMUN OLDUĞU ÖNE SÜREN, TÜRK DÜŞMANI DARWİNİN ve TEORİS EVRİMİN ÇÖKÜŞÜ!

    2008-01-13

    KÖROĞLU DESTANI


     Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve değerli bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel'e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir.


    2008-01-10

    SATUK BUĞRA HAN DESTANI (KARAHANLILAR DÖNEMİ)


    Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar.

    Cebrail :

    " Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk Buğra Han" adını alacaktır." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : " Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarır.

    Satuk Buğra Han 12 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır. Satuk Buğra Han'ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han'ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkibelere göre Satuk Buğra Han'ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrı'dan davet almış bu sebeble Kaşgar'a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür.

    2008-01-09

    UYGUR DÖNEMİ


    TÜREYİŞ DESTANI


    Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Öyle güzeldi ki, Huğlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı. Hakan da ayni şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın yollanın aradı, ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı.

    Kızların ikisini de bu kuleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı ilaha yalvarmağa, gelip kızlarıyla evlenmesi için yakarmağa başladı. Öyle yalvarıyor, öyle yakarıyordu ki sonunda bir gün. Hakanın kendi aklınca inandığı İlâh dayanamadı ve bir Bozkurt sekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.


    Bu evlenmeden birçok çocuklar doğdu; bunlara Dokuz Oğuz-On Uygur denildi. Çocukların hepsinin sesi Bozkurt sesine benzedi. Yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.


    GÖÇ DESTANI


    Uygur ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.

    Hulin Dağında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının arasında yaşayan halk bu ışığı gördü ve ürpererek takip etti. Kutsal bir ışıktı, kayın ağacının üstünde kaldığı müddetçe kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüfü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu.

    Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı. İçinden beş küçük çadır, beş küçük odacık halinde meydana çıktı. Her odacığın içinde bir çocuk vardı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı ve onlar bu mukaddes çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.

    Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin' di, ondan sonrakinin adı Kutur Tigin, üçüncüsününki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin ve beşincisinin adı Bögü Tekin'di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan halk, içlerinden birini hakan yapmak istediler. Bögü Han en büyükleri idi hem de ötekilerden daha güzel, daha zeki ve daha yiğit görünüyordu. Bögü Tekin' in hepsinden, her hususta üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Bögü hanı hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Bögü hanı tahta oturttular.

    Böylece yıllar yılı kovalamış ve bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş.

    Bu hakanın da galı Tekin adında bir oğlu varmış.

    Hakan oğlu Galı Tekin' e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien' i almağı uygun görmüş.

    Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun dağının çevre yanı da dağlıktı ve bu dağlardan birinin adı da Tanrı Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde de Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.

    Bir gün elçileri, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien' in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:

    — Hatun Dağının varı yoğu, bütün bahtiyarlığı Kutlu dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri zayıflatıp yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.

    Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien' e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Hâlbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün Uygur Ülkesinin saadeti bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu düşmana verilirse bu bütünlük parçalanarak ve Türkeli'nin bütün saadeti de yok olacaktı.

    Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek cinsten değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun ve kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca da üzerine sirke döküp parça parça ettiler. Her bir parçayı da ülkelerine taşıdılar.

    Olan o zaman oldu işte. Türkeli'nin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra da bu düşüncesiz Hakan öldü. Ama Onun ölümüyle ülke felaketten kurtulamadı. bir Çin prensesi uğruna çekinmeden feda edilen yurdun bir kayası, Türkeli'nin felaketine sebep oldu. Halk rahat ve huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, mahsuller yeşermez oldu.

    Günlerden sonra Türk Tahtına Böğü Han'ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, ehli yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:

    — Göç!.. Göç!..

    diye çığrışmaya başladı. Derinden, inilti, hüzün dolu, çaresiz bir çığrışmaydı bu. Yürekler dayanmazdı.

    Uygurlar bunu bir ilahi emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Nihayet bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler ve bunun için bu yerin adını da Beş-Balık koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.

    2008-01-07

    GÖKTÜRK DÖNEMİ


    BOZKURT DESTANI


    Türkler'in ilk ataları Batı Denizi'nin batı kıyısında otururlardı. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın, küçük-büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye. Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler; bu yaşayan son Türk'ü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı, çeri (asker) lerinin son bir Türk'ü sağ olarak bıraktığını öğrendi; hemen buyruk verdi ki bu son Türk de öldürüle ve Türkler'in kökü tümüyle kazına... Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı; Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı. Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı; dörtbir yanı sarp dağlarla çevrili idi. Bozkurt burada çocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi; onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü. Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve Bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu. Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar. Ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Ve Türk kaganları atalarının anısına hürmeten, otağlarının önünde hep kurt başlı bir sancak dalgalandırdılar...

    Bu efsaneden anlaşıldığına göre, Türkler'in ilk yurtları, Orta Asya'nın batısına yakın bir yerlerde idi. Türkler, Turfan'ın kuzey dağlarına daha sonra göçmüşlerdi.

    Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt destanı, burada bitmektedir. Çinliler daha sonra nelerin olduğunu açık olarak yazmıyorlar. Bu efsanenin son bölümü, Ergenekon Destanı'dır. Ergenekon Destanı, Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri, açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti, MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin, ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca, Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri, Demirci'dir. Destanda demirci, dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki, Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler, başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları, demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler, demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Oysa Moğollar, demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar'ın yanına gelen bir Çin elçisi, o çağda bile Moğollar'ın ok uçlarını taştan yaptıklarını, demir işlemeyi bilmediklerini belirtir. Moğoıllar demir işlemeyi, Cengiz Han zamanında Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Ayrıca Bozkurt, Türkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köpektir.

    Asya Büyük Hun Devleti'nde, bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde, devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada, hakanın başkanlığında dini törenler yapılır, atalara saygı gösterilir. Aynı törenler, Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası, Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Asıl önemli olan nokta ise, bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Yukarıda değinilen konular, Ergenekon Destanı bölümünde daha geniş olarak anlatılmıştır.

    Az önce bir özetini vermiş olduğumuz Bozkurt Destanı, Türk kültürü'ne derinlemesine etki yapmıştır. Bugünkü Moğolistan'ın Bugut mevkiinde bulunmuş olan, 578-580 yıllarından Kök Türkler'den kalma Bugut Anıtı'nın üzerinde elleri kesik bir çocuğa süt emziren bir Bozkurt kabartması vardır. Ayrıca Özbekistan'da çeşitli yerlerde kurda binmiş, kol ve bacakları kesik insan figürleri bulunmaktadır...

    Bununla birlikte Destan ile ilgili üç farklı söyleyiş de bulunmaktadır.Bunlar;

    Birinci söyleyiş:

    Hun Ülkesinin kuzeyinde So adı verilen bir ülke vardı. Burada, Hunlarla aynı soydan olan Göktürkler otururdu. Bir gün Göktürkler So Ülkesinden ayrıldılar. Bu sırada başlarında Kağan Pu adlı bir yiğit vardı. Kağan Pu'nun on altı kardeşi bulunuyordu. On altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.

    Annesi Göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlı, rüzgârlara ve yağmura söz geçirir, bu iki kuvveti buyruğu altında tutardı.

    Bununla beraber, So Ülkesindeki yurtlarından ayrılan Göktürkler düşmanlarının baskınına uğradılar. Bu baskında düşmanlar bütün Göktürkler'i yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. Kurtulan delikanlı annesi kurt olan idi.

    Bu delikanlının da, birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. Baskından sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. Zamanla kalabalıklaşıp çoğalan halk, çocuklardan en büyüğünü kendilerine Hakan seçtiler; o zamanki adı Göktürk dilinde değildi. Hakan seçilir seçilmez Göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve Türk adını aldı.

    Ondan sonra Türk on kadınla evlendi, bir çok çocukları oldu. içlerinden Asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da Aşine oldu. İkinci söyleyiş:

    Hunların bir boyu olan ve adına Aşine denilen Türk boyu Hazar Denizinin batı taraflarında yerleşmişti. Türklerin ilk atası olarak biliniyordu. Rahat ve huzur içinde otururlarken bir gün ansızın düşmanların baskınına uğradılar. Baskının sonunda kimse sağ kalmadı.

    Her nasılsa küçücük bir çocuk bu baskından sağ kalmış bir köşeye sığınmıştı. Düşmanlar onu da gördüler. Fakat, cılız ve küçük bir çocuk olduğu için kimse ondan korkmadı ve ona aldırmadı. Hattâ içlerinden acıyanlar bile çıktı. Ama düşman yine de her ihtimali düşünüp, çocuğu öldürmektense kolunu bacağını kesip orada öylece bırakmayı uygun gördü; düşündükleri gibi yaptılar.

    Kolunu bacağını kesip, yan ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.

    O sırada, nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi Bozkurt göründü, geldi, çocuğu emzirdi. Yaralarını yalayıp iyi etti. O günden sonra da, avlanıp getirdiği yiyeceklerle çocuğu besleyip büyüttü, gücünü kuvvetini arttırdı.

    Zamanla Bozkurd'un beslediği çocuk gürbüzleşti.

    Günlerden sonra bir gün, baskın yapıp Asine soyunu yok eden düşman başbuğu, kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. Adamlar gönderip durumu öğrenmek, sağ kaldı ise öldürtmek istedi.

    Düşman başbuğunun gönderdiği asker geldiğinde, kolu bacağı kesik gencin yanında bir dişi Bozkurt gördü. Dişi Bozkurt tehlikeyi sezmişti, dişleriyle gerici yakaladığı gibi denizin öte yanına geçirdi; orada da durmayıp Altay Dağlarına doğru götürdü. Orada, her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir yaylada bir mağaraya yerleştirdi, onunla evlendi; on oğlan doğurdu!

    Mağaranın bulunduğu yayla yeşillikti; serin gür suları, meyve ağaçlan, av hayvanları vardı. Oğlanlar orada büyüdüler, orada evlendiler. Her birinden bir boy türedi. Bunlardan birinin adı da Asine boyu idi.

    Asine, kardeşlerinin içinde en akıllı, en gözü pek, en yiğit olanı idi. Bu yüzden Türk Hakanı o oldu. Soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman, tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.

    Aradan çok yıllar geçti. Aşine boyuna Asençe adlı bir başka yiğit hakan oldu. Bunun zamanında ise Aşine boyu, bulundukları yerden çıkıp daha güzel yurtlara yerleştiler.

    Üçüncü söyleyiş:

    Bir not halindedir. Çin devlet adamlarından Cjan-Ken'in, Milattan önce 119 yılında, Çine göre batı ülkelerinde yaptığı gezi sonunda gördüklerini ve duydukların yazıp o zamanki Çin împaratoruna sunduğu notlan arasında kayıtlıdır. Notu, Abdülkadir înan'ın, Türk Dili Araştırmalan Yıllığı (1954) ndaki Türk Destanlanna Genel bir bakış adlı yazısından olduğu gibi alıyoruz:

    "Hun Ülkesinde bulunduğum zaman duydum ki Usun Hanı, Gunmo unvanını taşıyor. Gunmo'nun babası, Hunlann batısındaki bir ülkeye sahipti. Gunmo'nun babası bir savaşta Hunlar tarafından öldürüldü. Yeni doğmuş olan Gun-mo'yu kırlara attılar. Kuşlar çocuğu sineklerden koruyor; bir dişi kurt sütüyle besliyordu. Hun Hakanı buna şaştı. Bu çocuğu saydı. Onu kendi terbiyesine aldı, büyüttü. Babasının ülkesini ona geri verdi."


    ERGENEKON DESTANI


    Kaçınız bilirsiniz, biz nerelerden geldik

    Atamız Kayan gibi, dağlardan akan seldik

    Bugün anlatacağım, geldiğimiz yerleri

    O dağları, taşları, ovayı, nehirleri

    İyi dinleyin beni, ki yaşayın o anı

    Öyle anlatayım ki, unutmayın o anı

    İyi bilin, öğrenin, anlatın unutmadan

    Tek sözü eksiltmeden, bir kelime katmadan



    İl Han Kağan baştaydı, kuvvetliydi Gök Türkler

    Savaşa doymuyordu, heyecanlı yürekler

    Okunun ötmediği, kılıcın yetmediği

    Millet kalmış mıydı ki, tek mağlup etmediği

    Bir de Sevinç Han vardı, Moğolların başında

    Yaşını da bilirim, İl Han Kağan yaşında

    Diş geçirememişti, yiğit Türk çerisine

    İlerlemişti Türkler, Moğol içerisine

    Sevinç Han dayanamaz, mektup yollar dört yana

    Der ki: "Türkler düşmandır, hem bana hem de sana."

    Toplanıp çevre beyler, varırlar bir karara

    Birleşmeli hep birden, açmalı Türk`te yara

    Haber alır İl Han`ım, geldi savaşın çağı

    Beş bin ordu birleşse, sönmez Türk`ün ocağı

    Gök Türkler yener yine, şaşırır karşı beyler

    Hele bir görün bakın, Sevinç Han şimdi neyler

    Bırakıp hayvanları, kaçar Moğol ordusu

    Bu ne anlama gelir, sorulmamış sorgusu

    Türkler başlar şölene, hem yeyip hem içmeye

    Ama Moğol uyumaz, gelir kanım içmeye

    Ani bir baskın olur, bir bir düşer Türk eri

    Her yan cesetle dolar, ayrık gövdeyle seri

    İki alp er çarpışır, adları Kayan, Tukuz

    Unutma biz bir yaydan, atılan dokuz okuz

    Kayan, kağan oğluydu, dağdan akan sel gibi

    Tukuz, kağan yeğeni, gökten esen yel gibi

    Gözlerinin önünde, yok oldu budunları

    Atlayıp da atlara, kaçtılar kadınları

    Kaçtılar dediysem ben, sanmayın ki korkudan

    Beyleri emretmişti, ar denilen duygudan

    Almıla idi biri, Bengül de ötekisi

    Gittiler Kutlu Dağ`a, at üstünde ikisi

    Kayan ve Tukuz, bitik; yığıldılar toprağa

    Türk`ün bu helal kanı, feda olsun bayrağa

    Sevinç Han geri döndü, Türkler öldü sanarak

    Bir kahkaha patlattı, manzaraya kanarak

    Derken bir kıpırdanma, Tukuz kalktı ayağa

    Taşıdı Kayan`ı da, kuytuda bir oyuğa

    Almıla ile Bengül, döndüler sonraki gün

    Ama kaçmalıydılar, öz vatanından sürgün

    Yiğitleri yaralı, halleri yok ölmeye

    Ne ölmeye hal kaldı, ne de bir tek gülmeye

    Kutle Dağ`a vardılar, kaldılar bir kaç gece

    İyileşti yiğitler, gezdiler gündüz gece

    Aradılar o kadar, sonunda da buldular

    Bu korkulu yaşamdan, sonunda kurtuldular

    Lakin bu yerin yolu, geçit vermez pek kolay

    O anda oluverdi, o ne muhteşem olay

    Bir bozkurt peyda oldu, düştü dördün önüne

    Yol gösterdi onlara, bu cennetin içine

    Öyle bir yer ki ora, Kök Tanrı`dan hediye

    Kapattılar geçidi, yağı bulmasın diye

    Dediler buraya ad, koyalım "Ergenekon"

    "Ergene": "dağ kameri"; ve "diklik" demektir "kon"...


    Asena`nın kurtları, girdiler güzel yurda

    Hepsi duacıydılar, o yol gösteren kurda

    Kağan soyunda gelen, Kayan önderleriydi

    O demirden kurt başlı bayrak gönderleriydi

    Ergenekon onlara, yurt oldu tam dört yüz yıl

    Hatırla o günleri, sarhoşluğundan ayıl

    Dört yüz yıl çoğaldılar, yaşlıları ölürken

    Boy boy oldu Tukuzlar, Kayat ve de Türülken

    Tukuzlar ve Türülken, atalarıdır Tukuz

    Sonra da bu iki kol, oldular Dokuz Oğuz

    Kayat; soyu Kayan`ın, kağanlar hep bu boydan

    Çıkmadılar töreden, hepsi de aynı soydan

    Şölen yaptılar her yıl, anarak kutlu günü

    Unutmadılar bir an, ne yağıyı ne dünü

    Dört yüzüncü şölende, kağandı Börte Çine

    Türk`ün öç duyguları, bir başka coştu yine

    O savaşta olanlar, Gök Türk`üme ar gelir

    Sığmaz oldu tümenler, Ergenekon dar gelir

    Ama burdan çıkmanın, bir çaresi yok muydu

    Demirden dağı gören, o tarihte yok muydu

    Bütün halk arar oldu, kurtuluşun yolunu

    Gözler hep tarar oldu, hem sağını solunu

    Bir çocuk çoban vardı, yiğit Tirek adında

    O ne kaval çalardı, bu on yedi yaşında

    Bu Tirek çalmaz sanki, kavalıyla inlerdi

    Çalmaya başlayınca, bütün oba dinlerdi

    Kavalıyla dosttu o, üflerdi sevdasını

    Kattı Ergenekon`dan, bir çıkış arzusunu

    Gök gözlü bir kök böri, varıp geldi önüne

    Sonra yavaaaş yürüdü, bir çıplak dağ yönüne

    Tirek eve dönünce, anlattı demirciye

    Dedi: "Ey bilge kişi, bu kurt gelir de niye?"

    Demirci hazırlandı, sabah Tirek`le gitti

    Düştü kurdun peşine, dağ önünde yol bitti

    Anladı ki demirci, bu dağ saf demirdendir

    Ve bu gök tüylü böri, ulu Kök Tengri`dendir

    Dönüp anlattı Han`a, bütün bu olanları

    Demir dağı eritip, yol açmak planları

    Yığdılar odun, kömür ve devasa körükler

    Bu son umutlarıydı, çıkmalıydı Gök Türkler

    Dualar eşliğinde, yakıldı koca ateş

    Sonunda eridi dağ, sevindi bacıkardeş

    Bir öncü yolladılar dışarıya bakmaya

    Sabırsızdı Gök Türkler, öz yurduna akmaya

    Öncü giden dönünce, mutlu haber verince

    Tuğlar kalktı havaya, bu ereğe erince

    Çıkıp Ergenekon`dan, dost ile dost oldular

    Varıp atayurduna, yiğitçe öç aldılar

    Yüzlerce yıl solmadan, hep tomurcuk verdiler

    Dirlik düzen içinde, yaşayıp yeşerdiler

    Ateşte demir dövüp, her yıl hiç unutmadan

    Yaşattılar o günü, hem de hiç aksatmadan...

    ..........



    Ozan Çu-çu anlattı, size kutlu destanı

    Siz de anlatasınız, gence dostu düşmanı

    Sözümüz uzun oldu, lakin gönülden oldu

    Giden bir kaç dakika, yine ömürden oldu...

    2008-01-06

    OĞUZ KAĞAN DESTANI (HUN DÖNEMİ)


     

    Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in büyük oğlu Türk, doğuda yerleşmişti. Bunun ülkesine Türkistan denildi. Türklerin ilk atası olan Türk’ün oğullarından büyüğü Kara-Han, Karı-Sayram şehrini başşehir edinmişti. Yaylakları, İpanç şehri yakınlarındaki Or-Tag ile Kür-Tag, kışlakları da Porsuk şehri yanındaki Kara-Kum idi. Kara-Hanın kardeşleri; Or-Han, Kür-Han ve Küz-Han adlarını taşıyorlardı. Kara-Han, hârika olarak doğan oğluna bir yaşında iken ad koyacağı sırada, bu çocuk; “Ben sarayda doğduğumdan, adım Oğuz olsun.” deyince, herkes şaşırmıştı. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Oğuz, putperest annesinin sütünü sâdece bir defâ emdi. Babası, Oğuz’u, kardeşinin kızı ile evlendirmek isteyince o, Hak dîne girmeyi reddeden amcasının kızları ile evlenmedi.

    Oğuz, gençliğinde; yılkıları (at sürüsü) ve insanları yiyen, çok korkulan, azgın bir canavarı öldürerek büyük şöhret kazandı. Oğuz’un, teklif edilen kızlar ile evlenmeyiş sebebini öğrenen babası Kara-Han ile amcaları, onun gizli ve kendi dinlerine uymayan bir din taşıdığını anlayarak, bir av sırasında öldürmeyi plânladılar. Suikastı anlayınca, baba ve amcasını öldürdü. Avlanırken Gök-Işık içinde beliren Gök-Kızı ile evlendi. Gök-Kızından üçüz oğlu olup; Gün-Han, Ay-Han, Yıldız-Han, bir rivayete göre de Gün-Alp, Ay-Alp, Yıldız-Alp adlarını verdi. Başka bir gün yine avlanırken, göl içindeki küçük bir adada, dünyâ güzeli Göl-Kızını gördü. Bununla da evlenen Oğuz, Göl-Kızından doğan üçüz oğullarına Gök-Han, Dağ-Han, Deniz-Han, başka bir rivâyete göre de Gök-Alp, Dağ-Alp, Deniz-Alp adlarını verdi. Sonra, Oğuz Han bütün halkını toplayarak, ulu bir toy (ziyâfet) verdi. Kırk yerde ağır sofralar kurdurdu. Toydan sonra Oğuz Han, beğler ile halka yarlıg (ferman) çıkararak, şöyle buyurdu:

    “Ben sizlere oldum Kağan Alalım yay hem de kalkan Tamga olsun bize boyan Gökbörü olsun oranı Demir çıdalar olsun orman Avlakta yürüsün kulan İşte deniz, işte muran Gün olsun tuğ, gök korıkan.”

    Bundan sonra Oğuz Han, dünyânın dört yönüne yarlıg yazdı. Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle deniyordu:

    “Ben Türklerin kağanıyım; dünyânın dört bucağının da hâkimi olsam gerekir. Sizlerden itâatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, el olursa, hediyelerini kabul eder, kendisini dost sayarım. Her kim de baş eğmezse, ona gazab eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar, hemen astırıp, yok ederim!”.

    Bu sırada sağdaki Çin Kağanı, kıymetli hediyelerle elçisini gönderip, itâatini saygı ile arz etti; onunla dost oldu. Soldaki Urum Kağan, itâatlerini bildirmediğinden ordusunu çekip, onların üzerine yürüyen Oğuz Han, kırk gün sonra Muzdağ (Buzdağı) eteğine gelince otağına güneyden bir ışık girdi ve içinden, gök tüylü, gök yeleli iri bir erkek böri (kurt) çıktı. Bu Gök-Böri konuşarak, Oğuz Han’a; “Ben senin orduna kılavuz olarak önde yürüyeceğim.” dedi ve böyle yaptı.

    Muzdağdan sonra Gök-Börinin kılavuzluğunda batıya yürüyen ordusunun başındaki Oğuz Han, İtil-Müren (Volga Nehri) boyundaki Karadağ önünde yapılan savaşta, kalabalık ordulu Urum-Kağanı yendi, kaçırttı. Urum-Kağanın kardeşi olup, Oğuz’a itâat eden ve saklandığı kaleleri teslim eyleyen Urum-Beğin oğluna, itâatle teslim olması üzerine, Türkçe saklayan, koruyan manâsında “Saklar” (Eslar/Slav) adı verildi. Zaferden sonra, Uluğ-Ordu Beğ adlı birisi, ulu ağaçlardan yaptığı kayıklarla, orduyu İtil’den öteye-batıya, geçirdiğinden, Oğuz Han onu mükâfâtlandırarak, İtil’in batısındaki ülkeleri ona bağışladı ve kendisine oğyuk-ağaç mânâsında Kıpçak-Beğ adını verdi.

    İtil Nehri kuzeyinden karanlıklar ülkesinde yaşayan Kıl-Barak veya İt-Barak kavmini de itâat altına alan Oğuz Han, anayurdu korumak için, Uygun uruğunu vazifelendirmiştir. Anayurttan, Afgan ve Hind üzerine sefere çıkan Oğuz Han, yolda her zaman bindiği ala aygırı kaçıp, tepeleri dâimî karlı Muzdağın karları içine gitti. Buna çok üzülen Oğuz, ordusundaki cesur, soğuğa dayanıklı bir beğin, dokuz gün içinde gidip bu atı karlar içinde tutup, getirmesine çok sevindi. Onu mükafâtlandırarak Tanrıdağlar bölgesinin karlı yaylaklarını ona bağışlayıp; “Sen, buradaki beğlere baş ol ve senin adın hep Karluk olsun.” dedi.

    Afgan ve Hind ellerini fethetti. Sonra, İran üzerine Horasan’a yürüdü. Yolda, duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ve kapısı demirden ulu bir konak gördüler. Bunun kilitli kapısını açmak, çok zor olduğundan, Oğuz Kağan pek becerikli, hünerli bir kişi olan askerlerinden Tömürdü-Kağul adlı birisine, Kal-Aç diyerek, buranın kapısını açmasını buyurdu.Seferde yağmalar ve savaşlarda alınan ganimetlerini taşımak için ağaç araba yapan usta askeri çok beğenen Oğuz Han, ona yüklü arabanın yürürken çıkardığı“Kang-Kang” sesine göre Kanglı adını verdi.

    Oğuz Han, Dağıstan’daki Tarku ve Derbend bölgelerini fethederek oradan Şirvan, Aran, Mugan ve Gürcistan ülkeleri üzerine gelip buraları da feth eyledi. Yaz sıcağında, ordusuyla Sabalan ve Arar dağlarındaki Alatağ (Ağrı Dağı) yaylaklarında ordusu ile yayladı. Her iki dağa da Türkçe adlar verildi. Oğuz Hanın, bu çevrede fethettiği ülkeye Türkçe Azar-Baygan adı verildi.

    Oğuz Han, Alatağ yaylasında iken Gürcistan, Irak, Anadolu ve Suriye ülkelerine elçiler gönderip, itâat etmelerini bildirdi. Kış gelince Mugan Çölünü geçerek, ordusu ile orada ve Kür ile Aras nehirleri arasındaki Aran (Karabağ) kışlağında kışladı. Baharda Gürcüler itâat ettilerse de sonradan caydılar. Oğuz Han, kendi oğullarını, iki yüzer kişi ile bu küçük kavmin üzerine gönderdi ve buradan ordusuna erzak tedârik ettirdi.

    Alatağ’dan ordusu ile sefere çıkan Oğuz Han, Anadolu ve Irak üzerine yürüdü. Buraların uluları gelerek, savaşmadan itâat ettiler. Kış bastırınca, Oğuz Han, ordusu ile Dicle Nehri boyunda kışladı. İlkbaharda Şam üzerine yürüdü. Bütün Raka ve Şam ülkesi itâat ettiyse de üç yüz altmış kale kapılı Antakya şehri direnince, bir yıl süren kuşatmadan sonra, burası da zaptedildi. Oğuz Han, Antakya’da tahta geçti. Yanındaki doksan bin askerini bu şehre yerleştirip, kışladı. Askerlerin çoluk çocuğunu da bu ulu şehirde barındırdı. Bu şehirden Altı oğlunu (Filistin ve Mısır ülkeleri) Tekfur’un üzerine öncü olarak gönderdi. Eğer itâat etmezse ordusu ile kendisinin de geleceğini bildirdi. İki gün ve iki gece süren savaşta yenilen Tekfur, yakalanarak Antakya’da Oğuz Hana gönderildi. Oğuz Han itâatini arz eden Tekfur’u haraca bağlayıp yeniden kendi ülkesine hâkim tâyin etti. Yunan ve Frenk ülkesinin durumunu Tekfur’dan öğrenen Oğuz Han, üç oğlunu Yunan, üç oğlunu da Frenk ülkelerini itâat ettirmeğe gönderdi. Tekfur da kendi elçisi ile bu iki ülkeye tez elden şu haberi yolladı: “Bu Oğuzlar, çok büyük kudret ve kuvvet sâhibidirler. Güneşin doğduğu yerden buralara kadar bütün ülkeleri ellerine geçirmişlerdir. Onlara hiç kimse dayanamaz. Siz de kendi isteğinizle, yıllık vergi vererek, onlara itâat ediniz. Karşı çıkıp da halkınız kırılmasın.” Sonunda, Frenk ve Yunan ülkeleri itâat edip, haraca bağlandılar. Üç yıl Antakya’da kışlayan Oğuz Han, Bağdat İsfahan yolu ile İran’a gelip, Demevan Dağından, Horasan-Herat (Afgan) yolu ile ülkesine dönmeğe karar verdi.

    Oğuz Han Amuderya’yı (Ceyhun) geçerek, Ilak ülkesindeki Semerkand bölgesine vardı. Buhara sınırındaki Yalbulağaz mevkiine geldi. Anayurduna erişti. Elli yılda dünyâyı feth eden ulu cihangiri, Kanglı ve Uygurlar, dokuz günlük yoldan gelerek karşıladılar. Kürtak Yaylağına gelen Oğuz Han burada, bin evi doyuracak koyun ile dokuz yüz kısrak kestirerek, ulu bir toy verdi. Oğuz Hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir Düşüme(vezir) vardı, adı Uluğ-Türk idi. Bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir Altın Yay doğudan batıya doğru gidiyor. Uyanıp, rüyâyı, Oğuz Hanın ve neslinin cihan hâkimiyetine tâbir etti. Bunun üzerine Oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. Büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. Gün, Ay, Yıldız yolda bir Altın-Yay; Gök, Dağ, Deniz de yolları üzerinde üç Gümüş-Ok bularak dönüp babalarına getirdiler. Buna çok sevinen Oğuz Han, okların herbirini küçük oğullarının birisine verdi: “Ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. Sonra dönüp, Altın-Yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: Bunlara, Boz-Oklar dedi. Sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir Akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir Gümüş-Tavuk koydurdu ve dibine bir Karakoyun bağladı. Oğullarından Bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. Ulu toy yaptılar. Sonra Oğuz Han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve rûhunu teslim etti.

    2008-01-03

    YARADILIŞ DESTANI


    Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz seklinde , suyun üstünde uçuyorlardı.

    Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanin yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin ilahlardan daha güçlü olduğunu sandı, daha yüksekte uçmak istedi.

    Ama uçamadı ve suya düşüp dibe doğru dalmağa başladı. Neredeyse boğulacaktı; "Bana yardim et!" diye bağırıp Kara Handan yardim istedi.

    Kara Han izin verdi ve insan su yüzüne boğulmadan çıktı. Ondan sonra Kara Han: "Sağlam bir tas olsun!" dedi; suyun dibinden bir tas yükseldi. Kara Han ile İnsan, bu tasın üstüne oturdular. Kara Han İnsana: "Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!" diye emir verdi, insan bu emri yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han'a götürdü.

    Kara Han, insanin getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve serperken de: "Yer olsun!..." diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, böylece yer yüzü yaratılmış oldu. Kara Han, insana yi-, ne: "Suya dal ve suyun dibindeki topraktan çıkar!.." diye emir verdi, insan suya daldığı zaman, bu sefer, kendim için de toprak alayım, diye düşündü, iki avucuna da toprak doldurdu, birindekini Kara Han'dan gizlemek için ağzına attı, sakladı. Maksadı, Kara Han'dan saklayıp kendine göre bir yer yaratmaktı.

    Bu düşünceyle avucundaki toprağı getirip Kara Han'a uzattı. Kara Han, bu toprağı da suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ne var ki Kara Han’ın suya serptiği toprak gibi, insanin ağzının içine sakladığı toprak da büyüyüp genişlemeğe başlamıştı. Bunu düşünmeyen insan korktu, soluğu kesilecekti, neredeyse Ölecekti. Kaçmağa başladı. Ama nereye kaçsa yani basında Kara Han’ın varlığını hissediyordu, ondan kaçamıyordu. Çaresiz kalınca yalvarmağa başladı.

    Kara Han, insana: "Ağzındaki toprağı ne için sakladın?" diye sordu, insan: "Kendim için yer yaratmak niyetiyle saklamıştım." diye cevap verdi. Kara Han da: "Öyleyse at ağzından da kurtul!" dedi. insan, ağzında sakladığı toprağı attı. Bunlar yere dökülürken küçük tepeler meydana geldi. Bunun üzerine Kara Han: "Simdi sen artık günahlı oldun" dedi; "Bana karsı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adin Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarım senden saklayanlar ise benim olsunlar!..."

    Bu sırada, yer yüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşermişti. Kara Han bu dalsız budaksız ağacı görünce hoşlaşmadı ; "Dallan, yaprakları olmayan ağaca bakmak hös değil, bu ağacın dokuz dalı birden olsun!..." dedi. dalsız budaksız ağaç bir anda dokuz dallı oluverdi. Kara Han bunu görünce: "Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!.." dedi.

    Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duymuştu. Nedir acaba? diye bakınıp düşünürken vardı Kara Han'a gürültünün sebebini sordu. Kara Han da: "Ben bir Hakanım sen de kendince bir Hakansın. Duyduğun gürültüyü yapan insanlar benim insanlarımdır." diye cevap verdi. Erlik bu milleti kendisine vermesi için Kara Han'a rica ettiyse de Kara Han: "Hayır!" diye karşıladı; "Sen git kendi isine bak!"

    Erlikçin cani sikildi. "Hele dur bir gidip su milleti göreyim" diye kalabalığın yanına vardı. Orada, insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha bilmediği bir çok güzel yaratıklar vardı. Erlik: "Kara Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar burada ne yiyip ne içiyorlar?" dîye düşünmeğe başladı. O düşüne dursun , insanlar ağacın meyvelerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnız bir yanındaki meyvelerden yiyorlar, öte yandakilere ellerini bile sürmüyorlar. Gidip bunun sebebini sordu, insanlardan aldığı cevap ise: "Tanrı bize o yandaki meyvelerden yemeyi yasak etti, biz de bunun için o meyvelerden yemiyor ancak, için verdiği günesin doğduğu yandaki meyvelerden yiyoruz. Su gördüğün yılan ile köpek, o yasak yandaki meyveleri ye-mememiz için bekçilik ediyor."

    Bu cevap Erlikçin canini sıkacağı yerde sevindirdi. ağacın çevresindeki insanların arasında bulunan Doğanay (Törüngey) denilen bir adam buldu ve ona: "Kara Han size yalan söylemiş. Asil size yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir; daha tatlıdır, göreceksiniz" dedi. Bu sırada uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve yılana ağaca çıkmasını söyledi. yılan da ağaca çıkıp yasak meyvelerden yedi. Doganay'in karisi Ece (Eje) yanlarına gelmişti. Erlik, Doğanay'la Ece'ye de meyvelerden yemeleri için ısrar etti. Doganay, Kara Han’ın sözünü tutarak yasak meyvelerden yemedi ama karisi Ece dayanamadı, yedi. Meyve çok tatlı-idi. Alıp, kocasının ağzına sürdü o anda Doganay ile Ece'nin tüyleri dökülüverdi, birden utanmağa başladılar, kaçışıp her biri bir ağacın ardına saklandılar.

    Bu isler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köseye gizlenmişlerdi. Kara Han: "Doganay!. Ece!. Doganay! Ece!" diye haykırmağa başladı. "Neredesiniz?"

    Doğan ay’la Ece: "Ağaçların arasındayız" diye cevap verdiler. "Sana görünemeyiz. Utanıyoruz."

    Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın Öfkesi içinde her birine ayrı ayrı cezalar verdi: "Simdi sen de Erlik'ten bir parça oldun" diye yılana verdi ilk cezasını; "İnsanlar sana düşman olsun, seni görünce vurup, ezip öldürsünler!" dedi.

    Ece'ye döndü: "Sen Erlikçin sözüne uydun, yasak meyveyi yedin, öyleyse cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın, doğururken de türlü eza cefa ve acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın!"

    Doganay’e da söyle diyerek cezasını verdi: "Erlikçin gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Madem Erlikçin sözüne uydun öyleyse onun adamları onun ülkesinde yasar, karanlık dünyasında bulunur. Benim ışığımdan mahrum kalır. Benim sözümü dinlemiş olsaydın benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek. Tek basına ne yaparsan yap."


    Erliğe de kızdı: "Benim adamlarımı neden aldattın?" diye sordu öfkeyle. ,

    Erlik: "İstedim vermedin" dedi; "Ben de senden çaldım. artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp dövüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım."

    Kara Han da: "Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!" diye Erlikçi cezalandırdı.

    Bu is de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok" dedi; "artık yüz yüze 'gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul’u (May tere) göndereceğim."

    Gök Oğul gelip insanlara bir çok şeyler yapmasını öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ayrıca ot köklerini, yenebilecek bir kişim otlan yemeyi insanlara öğretti.

    Bu böylece sürüp giderken Erlik Gök Oğul’a yalvarıyordu: "Ey Gök Oğul, bana yardim et, Kara Han'dan izin iste, yanına çıkmak dileğimi söyle, yardim et bana!" ,

    Gök Oğul, Erlikçin bu dileğini Kara Han'a iletti ise de Kara Han aldırış bile etmedi; Gök Oğul tam altmış yıl yalvarma-Sina devam etti. Bunun üzerine, altmış yılın sonunda Kara Han Erlik'e haber gönderdi: "Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin." dedi. Erlik söz verdi. Bunun üzerine, Kara Han’ın huzuruna çıktı, bas eğdi: "Beni kutsa, bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım" diye yalvardı.

    Kara Han buna da izin verdi, îzni koparan Erlik kendisi için gökler yaptı Adamlarını basına topladı, yaptığı göklere yerleştirdi, kendisi de baslarına geçti, çok kalabalık oldular. . İlâh Kara Han (Kayra Han) in en sevgili kullarından olan Ulu kişi bu durumu görüp üzülmüştü. Üzüntü içinde düşündü: "Bize bağlı, bizim öz insanlarımız yer yüzünde cefa çekip yoruluyor; Erlikçin adamları ise göklerde keyfedip duruyor. Bu is, bir ise benzemez."

    Bu üzüntülü düşünce içinde, biraz da Kara Han'a gücenmiş olarak, Erlik'e savaş açtı. Ne var ki Erlik daha güçlü çıkıp karsı geldi ve ateşle vurup Ulu kişiyi kaçırdı. Ulu kişi doğrulayıp Kara Han’ın huzuruna çıktı. Kara Han’ın: "nereden geliyorsun?" diye sorması üzerine Ulu kişi: "Erlikçin adamlarının gökyüzünde oturması, buna karşılık bizim iyi insanlarımızın yer yüzünde yorgun argın yasamaları ağınma gitti, bu çok kötü bir durum diyerek Erlikçin yandaşlarım yere indirmek göklerini basına yıkmak için Erlik'le savaş etmek istedim. Fakat gücüm yetmedi, o beni kaçırdı" diye üzgün ve ağlamaklı cevap verdi.

    Kara Han üzülmemesini söyledi. "Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez" dedi. "Erlikçin gücü senden fazladır. Ama bir gün gelecek senin gücün Erlikçin gücünden daha üstün olacak..."

    Bu söz üzerine Ulu Kişi’nin yüreği "ferahladı rahat rahat uyudu.

    Bir gün geldi Ulu kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu kişiyi yanına çağırttı ve: "Var git, güçlendin gayri; Erlikçin göklerini basına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin" dedi. "Kendi gücümden sana güç verdim."

    Ulu kişi önce hayret etti: "Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. yalnız bilek gücüyle Erlikçi nasıl yok edebilirim ben?"

    Kara Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu kişi kargıyı alıp Erlikçin göklerine gitti. Erlikçi yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kirdi geçirdi. Erlikçin gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlikçin bütün yandaşları yere döküldü; suya düsenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri tasların kayaların üstüne düsenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.

    Durum böyle olunca Erlik varıp Kara Han'dan kendine bir yer istedi. "Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin, benim barınacak bir yerim kalmadı" dedi. Kara Han Erlikçi yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. "Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi. Erlik bunun üzerine: "Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver; bedenleri senin olsun canları benim isime yarasın" diye bir istekte bulundu. Kara Han : "Hayır, onları da sana vermeyeceğim" dedi; "İstiyorsan kendin yarat." Böylece yaratma iznine kavuşmuş olan Erlik eline bir çekiç, bir körük ve bir örs alarak vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Sırasıyla kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yer yüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han gelip Erlikçin elinden çekici, örsü ve körüğü aldı, ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han kadını yakalayıp yüzüne tükürdü. Tükürür tükürmez, kadın bir kus olup uçtu. Bu kus, eti yenmeyen tüyü bir ise yaramayan Kurdan denilen kustur.

    Kara Han erkeği yakalayıp onun da yüzüne tükürdü, o da bir kus olup uçtu, adına Yaldan Kuşu dediler.

    Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: "Ben size mal verdim, as verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim." dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: "Gün Asan, sen, içki içip aklini yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.

    İnsanlar! Size yardim ettim, sizden kötü ruhları uzaklaştırdım. Onlar insanlara yaklaşırlarsa insanlar onlara yiyecek versinler, ama o kötü ruhların yemeklerinden yeme-sinler, yerlerse onlardan olurlar. Simdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim beni unutmayınız, geri gelmez sanmayınız. Tekrar geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabini göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu kişi ve Gün Asan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.

    Ağca Dağ! Gözlerini dört aç! Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi’ye söyle, o güçlüdür. Gün Asan, sen de iyi dinle, kötü ruhlar yerin altındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar, çıkarlarsa hemen Gök Oğul’a git ve haber ver, ona güç verdim, kötü ruhları kovar.

    Alma Ata ayı ve güneşi bekleyecek. Ulu 'kişi yer yüzünü ve gök yüzünü koruyacak Gök Oğul ise iyilerden kötüleri uzaklaştıracaktır."

    Bunlar söyledikten sonra Kara Han uzaklaştı.

    Ulu kişi Kara Han’ın öğütlerini bir bir yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı; tüfeği barutu icât etti, sincap o vurdu.

    Sonra bir gün geldi Ulu kişi kendi kendine mırıldandı:

    "Bugün beni rüzgâr uçuracak, alıp götürecektir!"

    Ulu Kişi’nin dediği gibi rüzgâr geldi, aldı Ulu kişiyi uçurdu götürdü. Ağca Dağ bunun üzerine insanlara: "Ulu Kişi’yi ilâh Kara Han yanına aldı. Onu bulamazsınız artık, beni de bir gün gelecek yanına çağıracak, nereye isterse oraya gideceğim. Siz öğrendiklerinizi unutmayın, Kara Han böyle istedi" dedi.

    İnsanlar kendi hâline bırakıp o da gitti....



    kaynak: http://tr.wikisource.org

    Alt Menü

    Ana Sayfa

    Kimlik

    Üye Ol

    Sık Kullanılanlarına Ekle

    BAŞLANGIÇ SAYFASI YAP

    AVRUPA KÜRT PARTİSİ AKP YE ve DAMAT TAYYİBE HAYIR...!
    TÜRKÇÜ OTAĞI
    Sohbet Girişi
    SON YAZILAR
    • <%RecentEntryTitle%>
    SON YORUMLAR
    kötü
    super
    Sahte Türkçüler
    bursa söylevi hakkında
    allah seni korusun sedat reis
    .
    PKK...disari
    MRB
    sol milliyetci
    sag sol kavramları
    BİR AYET
    Google
    DOSTLAR
    MİSAFİRLER

    geovisite
    geovisite

    TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİ DİNLE
    <
    DESTEK
    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
    BANNER EKLEMEK İSTERSENİZ YORUM BÖLÜMÜNDEN BİLDİRİN...
    DESTEKLEYENLER
    GÖÇMEN KIZI
    ATARAX26
    KUTLU SESLENİŞ DERGİSİ
    Bozkurt Dizin Pr3 - Site Ekle
    TRsites.NET
    Vote for this Site @ SanalOcak - Toplist

    yeniListe.com
    KISA ADRESLERİMİZ
    www.turanadogru.tr.cx
    www.turanyolcusu.tr.cx
    www.turan.deriz.biz
    İRTİBAT
    SAYFA ve KONULAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞ ve İSTEKLERİNİZ İÇİN YORUM BÖLÜMÜNÜ KULLANINIZ... BİREBİR İRTİBAT İÇİN SedatReisVatansever@hotmail.com SedatReisVatansever@gmail.com Sedat.Reis.TURAN@hotmail.com kavgamiz_turan@hotmail.com.tr BozkurtAtaturk@mynet.com BozkurtAtaturk@hotmail.com ADLI ADRESLERİMİZDEN HERHANGİ BİRİNİ KULLANABİLİRSİNİZ&
    SİTENİZ İÇİN MÜZİK KUTUSU
    Image Hosted by ImageShack.us Müzik Kutusu İçin>>>

    http://sedatreisvatansever.blogcu.com

    TÜRKÇÜ TURANCI FİKİR ALANI (Üye Olunuz)">