Gafil, hangi üç asır, hangi asır, Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarih söylememiş bunu, Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak. Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin. Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,Doğudan çıkan biz, batıda yine biz; Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz. Hep insanlar kendini bilseler, Bilinir o zaman ki hep biriz. Türk sadece bir milletin adı değil Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığınlar!Ey yığın yığın insan gafletleri! Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Hakikat nerede? Mustafa Kemal ATATÜRK
TURAN DERİZ BİZ forum açıldı! Sizde forumda görüşlerinizi belirtmek ve söz sahibi olmak istiyorsanız sayfanın alt bölümündeki alana üye olunuz
VATANSEVER
GÜNCEL HABER
Türkçülükle alakalı birçok konuyu bulabileceğiniz bir internet sitesi .. Tıklayınız: ULU TÜRKÇÜ NİHAL ATSIZ İnançlarla alakalı birçok kelimenin ve deyimin anlamını bulabileceğiniz özgür bir ansiklopedi TıklayınızİNANÇLAR SÖZLÜĞÜ Maddesel Dünyaya Bakış Açını Kökten Değişterecek Aynı Birçok Dini, İlmi ve Milli Konuda Bilgi Sahibi Olabileceğiniz Bir Kutlu Site Tıklayınız: HARUN YAHYA Sohbet imkanı bulacağını, Türk kültürüne bağlı bir site ÜLKÜM SESLİ
DÜNYANIN ve İNSANLIĞIN BELASI, BİRÇOK YANILGIYA NEDEN OLAN, İNSANLIĞIN ATASINI BİLE MAYMUN OLDUĞU ÖNE SÜREN, TÜRK DÜŞMANI DARWİNİN ve TEORİS EVRİMİN ÇÖKÜŞÜ!
Sahte Türkçü daha sınırlı ve açıklayıcı bir tanımlama yaparsak Büyük Üstadımız Atsız Ata'mızın çizgisinde olduğunu iddaa eden ağellerine.Google ve benzeri arama motorlarında "Hüseyin Nihal Atsız" diye arama yaparsak karşımıza ilk çıkacak ağellerinden en dikkate değer olanları şu ikisi olacaktır. www.....org,net,com (Helal olsun adamlara parayı bastırmışlar Türkçü isimlerin hepsini alıp Türkçü olmuşlar.) www...com. Ağellerinin içeriklerini incelemeden aşağıdaki resme bakalım isterseniz.Bu ağellerin anahtar sözcüklerinde yani Meta Keywords başlığındaki sözcükler nasıl sizce? "Turancılık" sözcüğüne kadar güzel sözcükler cidden peki ya Turancılıktan sonrası "kurd,kurtculuk,pkk, kadek,dehap". İlginç değil mi? bu anahtar sözcüklerde kurde kurtculuğe gelene kadar eksiklik yok mu. Nerde bu sözcüklerde Özbek,Tatar,Kazak,Kızgız,Türkistan, Karaçay,Gagavuz,Uygur ve Büyük Türkeli'yle ilgili sözcükler Türk ülküsünün en önemli adımı yani Turan tek bir anahtar sözcüğe sığdırılıp bu kadar az mı vurgusu yapılır.Bu ağeli bütün Türk topluluklar için yapılmış değil mi yoksa?. Peki ya Türkçü salt kürt düşmanı mıdır?Türkçülüğünü sadece ve sadece bir kaç etnik özürlünün düşmanlığı üzerine mi kurmalıdır?Amaç Türklüğe gönül vermek isteyen gençlere sadece marjinal bir düşmanlık öğretmeye çalışmak olunca yanıtımız tabiki "Evet".Bu "Evet" yanıtının üzerinde duralım isterseniz biraz.Bu yanıtı anlama için PKK ve Türkeli'mizdeki Kürt etnik kimliğinin bölücülük olarak kullanılmasından doğan sorunları ve bu sorunların çıkış noktasını anlamak gereklidir.Sorunlardan biri PKKdır bu açık ve seçik ortada diğeri ise PKK'nın amacıyla ilintili Kürt etnik kimliği ve bu kimlik üzerinden azınlıklar yaratıp Türkiye'nin milli bütünlüğünü bozmaktır.Peki ya birbiriyle ilişkili bu iki sorunu devamlı kurcalayan ve sorunun temelini oluşturan dış güçlerin varlığı yadsınabilir mi?Sorunun temelinde dış güçlerin ve onların kullandığı gizli istihbarat birimleri yok mudur?Bu konuda da verilecek yanıt kesinlikle "Evet"tir.Şemdinli provakasyonunu hatırlarsınız.TSK'ya karşı yapılandırılan karalama olaylarını,bombalar patladıktan hemen sonra türeyen ve uzman çavuşlarımıza saldıran topluluğu,yargı üzerinden askerlerimize ve Paşalarımıza girişilen olayları.Çok sistematikti değil mi?PKK'yı aşan bir sistematiklik.Tamamen PKK'yı maşa olarak kullanan dış güçlerle ilişkili bir sistematiklik.Cevizkabuğunun geçen bölümlerinden birinde konuk olan emekli Tümgeneralimizin bu ve Diyarbakırdaki patlamayı Türkçülerin üzerine yıkılması konularındaki yorumu da PKK'nın yabancı gizli servisler tarafından maşa olarak kullanıldığı ve sorunun temelinde yabancı servislerin bulunduğu üzerineydi.Bu kısa açıklamalardan sonra dönelim şu bizim sadece ismi Türkçü,Atsızcı olan ağellerine.Kürtlükle ilişkili sorunlarda PKK sorununda madalyonun öteki yüzü hiç gösterilmez bu ağellerinde.Bu gibi konularda yapılan yorumlar üç,beş çeşittir."Asacaksın bu Kürtleri","Maymun soyları yine azdı","Kürt denen hayvan nesli o kadar pis kokar ki kesmek lazım topunu","iç savaş ....." ve türevleri.Ne kadar yapıcı yorumlar değil mi?Türkiye'nin geleceğini kurması gereken Türkçülüğün bireyleri olduğunu iddia eden bir ağelinde bir çok karmaşık ilişkinin bulunduğu kurtlar sofrası olan uluslararası savaş arenasına da bu çözümlerle çıkacak herhalde?Böylece üzerimize oynanan asıl oynananları görmeden Kürtlerden ve Kürtlerin kullanılmasından kaynaklı oyunların amacına hizmet ederek uşaklık yapıyor olacaklar.Ve işin en vahim yanı gerçekten Bu Irkı seven gençlerimizin,çocuklarımızın son 20 yıldır yaşadığımız acı olaylardan kaynaklı haklı nefretlerinin bu şekilde yönlendiriliyor olması(bu yönlendirilmelerde provakasyon amacıyla kullanılan bir nevi çözüm diye ilk böğüren,üyelerin arasındaki ağeli yönetiminin çaşıt(ajan)ı olan yapay üyelere de dikkatinizi çekeyim bu arada).Gençlerimizi,geleceğin Türkçülerini yönlendirmek keşke bu kadarla kalsaydı.İşin Türk'ü Türk'e kırdıran kısmını anlatmadık daha.Türk'ü Türk'e kırdırma kısmında bu ağellerinde vatanseverliğinden şüphe edilmeyek ülkücü gençliğe ve ocaklara ağır suçlamalarda bulunulmakta ve iyisiyle kötüsüyle bu zamana kadar Türk milleti için büyük işler yapmış bu kurumlara Kürtçü damgası bile vurulmaktadır.İkinci paragrafta anlattığımız gibi sahte ülkücülerin yaptıklarını bütün ülkücülere mal ederek ülkücü olmayıp Türkçü olan gençliğimizi ülkücü gençliğe ve o gençliğin bağlı olduğu AKP'nin CHP ile birlikte oy olarak en büyük rakipi olan MHP'ye gelecek oyları da engellemeye çalışmaktadırlar.Böylece bölünecek milliyetçi oylar AKP'nin lehine olacaktır.Tıpkı Genç Parti örneğinde olduğu gibi.Bu şekilde AKP'nin tek parti faşizmi devam ettirilebilecektir.Yani bir nevi sahte ülkücü sahte Türkçü danışıklı dövüşü diyebiliriz buna.(Bu arada belirteyim devamlı olarak Ülkücü Türkçü ayrımı yapmak zorunda kalıyorum toplulukları vurgulamak için. Her gerçek Ülkücü Türkçü olmak zorundadır.Ancak bunun tersi zorunlu değildir)Türkçüler olarak akıllanan sol fraksiyonlara yol gösterme görevimizi yapmadıklarından hatta bu görevi samimi olarak yapanlara saldırıya geçtiklerinde uzun uzadıya bahsetmek bile istemiyorum.Çünkü ülkücüye bile kürtçü diyerek saldırıya geçen insanların akıllanmaya başlayan sol fraksiyonlara yol göstermeye çalışmasını ve onları uzun vadede Türkçülük düşüncesine çekmeye çalışmasını düşünmek bile abes olur.
Damarlarımızdaki asil kandan korkan ancak ruhbilimsel savaşın taktiği olarak damalarımızdaki asil kanı bize karşı kullanmaya çalışan hainlere karşı dikkatli olalım.Gördüğümüz üzere çok çeşitli taktikler kullanıyorlar.Bu taktiklerle Türk milletini gruplara ayırmaya çalışan bireyler biliyorlar ki "Türk Milletinin kurutluşu milletin bütün bireylerinin Gerçek Türk ülküsünde birleşmesidir bu birleşmeyi sağlayacak olanlar da Türkçülerin ta kendisidir!"
AKP’nin Ermeniye sınır açma kararlılığı, Azerbaycan’ı çileden çıkardı. Hızla birbirini izleyen ve yalanlanmayan gelişmeler üzerine bir araya gelen iktidar ve muhalefet, Türkiye’yi uyaran bir açıklama yayımladı.
Bu tuzağa düşülmemeli AÇIKLAMADA, “Türk-Ermeni sınırının açılması Ermenistan’a ekonomik ve manevi destek anlamına gelir. Hem Türkiye-Azerbaycan ilişkileri hem de Türk birliği ülküsü ciddi bir darbe alır” denildi.
Zor kararlar arefesinde… Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesinin milli çıkarlarını korumak için Ankara’ya karşı atacağı adımları hesaplıyor.
Türk birliğine darbe Azerbaycan’da iktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri, “Ermenistan sınırının açılması yönündeki girişimler, Türk birliği düşüncesine ciddi darbedir” diyerek Türkiye’yi uyardı
Azerbaycan’da iktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri ilk kez bir ortak açıklamaya imza attı. Azerbaycan, Türkiye’yi, Ermenistan sınırını açmaması konusunda uyardı. Türk yetkililerin Ermenistan ile sınırları açma ve diplomatik ilişkiler kurma yönünde sürdürdükleri görüşmelerin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine ve Türk birliği düşüncesine ciddi darbe olabileceği açıklandı. Sınırın açılmasının Ermenistan’a ekonomik ve manevi destek anlamına geleceğinin vurgulandığı açıklamada bunun Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili barış görüşmelerini olumsuz etkileyeceği ifade edildi. Bu arada ülkede Türkiye-Ermenistan sınırlarının açılmasına karşı internette de kampanya başlatıldı. Gül ve Erdoğan’a mektup Öte yandan, Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu, Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısının açılmaması isteğiyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve milletvekillerine mektup gönderdi. Federasyon Başkanı Bilal Dündar, ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinin ardından Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısının açılması gerektiği yönünde bir görüş ortaya çıktığını ileri sürerek, bu görüşün yanlış olduğunu belirtti. Dündar, mektupta yer alan görüşleri şöyle açıkladı: Hangi yüzle istiyorlar? Azerbaycan ve Anadolu halkı bir bedenin iki uzvu gibidir. 70 yıllık baskı rejimleri, ayrılıklar bu bütünselliği ortadan kaldıramamıştır. Rusya’nın desteğini alan Ermeniler, Azerbaycan topraklarının yüzde 25’ini işgal etmiştir. Bu işgal sırasında tarihte eşi benzeri görülmemiş katliamlar yapılmış ve soykırımı gerçekleştirilmiştir. Sırf bir gecede işgal ettikleri Hocalı kasabasında 613 insanı katlettiler. Bugün 1 milyon Azerbaycanlı yerinden yurdundan kovulmuş ve perişan bir vaziyettedir. İşgal edilen topraklar Azerbaycan’a verilmeden bu yara asla kapanmaz ve hiçbir sorun çözülemez. Durumun kötülüğü ortadayken bugün Türkiye’ye dış baskılar yapılarak Ermenistan kapısının açılması istenmektedir. Doğu Anadolu’yu ’Batı Ermenistan’ilan edenler, Ağrı Dağı’nı ’Ararat’adıyla sınırlarında gösterenler, Büyük Ermenistan rüyası ile yaşayıp işgal ve soykırım yapanlar hangi sınır kapısının ne yüzle açılmasını isterler?”
Kardeşlik bozulmak isteniyor Azerbaycan’ın Kars Başkonsolosu Hasan Sultanoğlu, “Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanıması, sözde soykırım iddialarından vazgeçilmesi halinde sınırların açılması gündeme gelebilir” dedi. Sultanoğlu, “Son günlerde görüyoruz ki her geçen gün daha da güçlenen Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinden rahatsız olanlar, bu kardeşliği bozmaya çalışıyorlar. Bu gibi konularda her zamankinden daha da uyanık olmamız gerekmektedir. Bu bizi üzüyor” dedi.
Ermenistan sınır kapısının açılması için sürdürülen çabalar, Azerbaycan Meclisi tarafından tepki gördü. İktidar ve muhalefet partileri bunun Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliği zedeleyeceğini söylediler.
Menfaatlerimize ters bir adım olur Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırların açılmasına karşı olduklarını ve bu kararlarından dönmediklerini açıkladı. Memmedyarov, “Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır görüşmeleri konusunda daha önceden açıklama yapmıştım, bu açıklamaya ekleyecek herhangi bir ey düşünmüyorum” dedi. Memmedyarov, sınır konusunda geçtiğimiz günlerde Gürcistan temasları sırasında yaptığı açıklamada, “Türkiye Ermenistan’a sınırlarını Azerbaycan’ın topraklarını işgal ettiği ve Azeri halkını göçmen durumuna düşürdüğü için kapalı tutuyor. Ancak Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde başka önemli meseleler de var. Bunların başında sözde soykırımı iddiaları var. Ermenilerin Türkiye üzerinde toprak iddiaları var. Ancak ne olursa olsun, Ermeniler işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çıkmadan Türkiye’nin bu ülkeye sınırlarını açması bizim milli menfaatlerimize ters bir adım olur” demişti.
AZERBAYCAN’DA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ Ermeni sınırının açılmasına yönelik girişimler, Azerbaycan’ı ayağa kaldırdı. Ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşları ve siyasi liderler, sert tepki göstererek Karabağ işgali sona ermeden sınırların açılmasının, ciddi rahatsızlıkara yol açacağını savundu. İşte tepkiler:
Gül, Aliyev’i de yanlışa ortak etmeye çalışıyor Azerbaycan Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı, Karabağ meselesinde Azerbaycan halkının Aliyev ile aynı düşüncede olduğunu belirterek Aliyev’i desteklediğini söyledi. Türkiye’nin konu ile ilgili yaptığı gizli uluslararası görüşmeler hakkında hiçbir bilgiyi paylaşmadığını belirten Rüstemhanlı, “Türkiye-Ermenistan sınırlarının açılmasının, Karabağ sorununun çözümüne katkıda bulunacağı düşünülseydi, Azerbaycan son ana kadar sabırla bu süreci izlerdi. Ancak çok ciddi rahatsızlıklar uyandıran bilgiler gelmekte ve Aliyev de doğal olarak sert tepki göstermektedir” diye konuştu.
Karabağ sorunu çözümsüz olacak Yeni Azerbaycan Partisi Genel Başkanı Ali Ahmedov, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinin Azerbaycan’da hayal kırıklığı yarattığını belirtirken, ABD Başkanı Obama’nın direkt müdahil olduğu bu süreçte Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e bir baskı yapılmasının söz konusu olamayacağını söyledi. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırların Karabağ sorunu çözülmeden açılmaması gerektiğine işaret eden Ahmedov, “Bu tartışma bitmeden, Ermeniler işgal altında tuttukları Azerbaycan topraklarını terk etmeden sınırların açılması durumunda, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşecektir” dedi.
Aliyev’in tepkisi gayet normaldir Ümit Partisi Milletvekillerinden İkbal Ağazade de tüm siyasi partileri durum değerlendirmesi yapmak amacıyla bir toplantıya çağırdı. Meselenin ortak milli bir sorun haline geldiğini söyleyen Ağazade Türkiye’deki siyasi partiler ile sivil toplum kuruluşlarına da çağrıda bulunulması gerektiğini belirterek, Ankara’ya Azerbaycan’dan bir temas heyeti gönderilmesini de önerdi. Ağazade, Aliyev’in Türkiye’ye gitmemesini de “haklı” bir tepki olarak değerlendirdi. Azeri politikacı Zafar Kuliyev ise Aliyev’in Türkiye-Ermenistan sınırlarının açılması konusunda çok rahatsız olduğunu belirterek bunu normal karşıladıklarını ifade etti.
Halkının çıkarlarını koruyan bir lider Anavatan Partisi Başkanı ve Milletvekili Fezail Ağamalı da, Aliyev’in en doğru adımı attığını savunarak şunları söyledi: “Devlet Başkanı’nın Türkiye gezisinden kaçınması, Azerbaycan halkının milli çıkarlarına ve iradesine uygundur. Kendisinin siyaseti Azerbaycan halkının ve devletinin menfaatlerine tam olarak uygundur. Obama’nın Ermenistan sınırının açılmasını talep ettiğini düşünürsek, Aliyev’in bu sırada Türkiye’de olması Azerbaycan için kötü sonuçlar doğuracaktı. Aliyev bir kez daha gösterdi ki, kendisi bağımsız siyasetten yanadır” diye konuştu.
Azerbaycan tecrit edilecek Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanlarından Ayaz Muttalibov, Bakü’deki Medya Forum’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Ermenistan sınırını açmasıyla Dağlık Karabağ tartışmasının son bulmayacağını belirtti. Muttalibov, “Sınırın açılması Azerbaycan’ın zararınadır. Burada bir fitne söz konusudur. Ermenistan ile Türkiye ilişkileri normalleştiğinde, biz bir anlamda tecrit edilmiş olacağız. Kenarda kalacağız. Sınırların açılması AB tarafından Türkiye’ye iletilen bir taleptir. Yani Türkiye de bir anlamda mecbur kalmıştır” dedi.
Sorun Kürt’ü Türk’ten ayırma sorunudur... Bir sürü laf ediliyor ama bir çuval lafın arasında Kürt konusunun ne olduğu bir türlü anlayamıyorsunuz. Türkiye’de herkesin sistemden kaynaklanan sıkıntıları var, sorun müşterek. Ve biz de soruyoruz; geldiğimiz noktada Kürtlerin ne sorunu var, hangi demokratik açılımı, hangi sorun için istiyorsunuz? Bir Türk’ün sahip olduğu hangi hakka bir Kürt sahip değil “ diye soruya cevap verebiliyor musunuz?
Atatürk’ün mirasına en büyük darbe Erdoğan’dan The Guardian ilginç bir yorum yapıyor. Gazetenin köşe yazarı Simon Tisdall, ” Türkiye’de bir barış süreci kökleşirse, bunun bazı çevrelerde Atatürk’ün tek dil ve tek bayrak altındaki tek halk idealini baltaladığı gibi görülecek “ diye savunduğu yorumunda şunları yazıyor: ” Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün aşınan ultra milliyetçi mirasına şimdiye kadar en büyük darbeyi vurmak üzere olabilir “ iddiasında bulunuyor. Açıkça, alenen pervasızca, tek dil ve tek bayrak altındaki tek halk ideali baltalanıyor. Lozan Antlaşması’nın 86 yıl sonra Atatürk’ün şekil verdiği gömleğin gevşemesine yönelik karşı konulması zor baskılar iç ve dış ihanet şebekelerince oyun içinde oyun oynanıyor.Yalan yanlış iddialarla, tek direnç gücü Türk Silahlı Kuvvetleri hırpalanırken, ülkenin birliği sarsılıyor, devletin varoluş-kuruluş ilkeleri tahrip ediliyor.
Bugün gelinen noktada yapılan tartışmalara ne anlam vermek gerekiyor? Kürt konusu aslında nedir? Gazete köşe yazarları TV yorumcuları yıllardır Kürt konusunu tartışıyor. Konuşuyorlar, tartışıyorlar, tamam da ne demek istiyorlar acaba! Yazarlar ve konuşmacılar; dönüp dolaşıp Kürt sorunu, Demokrasi, Anayasal perspektif gibi laflar ediyor. Bir sürü laf ediyorlar ama bir çuval lafın arasında Kürt konusunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Türkiye’de herkesin sistemden kaynaklanan sıkıntıları var. Herkes bazı sorunlar yaşıyor. Ama bu genel sorunları kimse etnik sebeplere irca edemez. Çünkü sorun müşterek. Onca laf arasında fındıkkabuğunu dolduracak somut bir şey çıkmıyor.Ve biz de soruyoruz; Geldiğimiz noktada Kürtlerin ne sorunu var, hangi demokratik açılımı, hangi sorun için istiyorsunuz? Hiç kimse tek bir müşahhas örnek vermiyor, veremiyor. Bazıları diyor ki; ” Ama geçmişte yapılanları da unutmayalım, lütfen. Güzel de be kardeşim geçmişi bırakalım, bugün için soruyorum, bir Türk’ün sahip olduğu hangi hakka bir Kürt sahip değil “ diye soruya cevap verebiliyor musunuz? Kürt’ün Türk’ten ayrı bir kültürü varsa onu da yaşasın. Ama bu farkı bize de göstersin hangi kültürel farklar varmış biz de görelim? Çünkü müşahhaslaştırılmayan, yuvarlak, soyut ifadelerle geçiştirilen bir problemin çözümü de olmaz. Tarifi olmayan şeyin çözümü olur mu? Bütün bu ifadeler sorunun ne olduğunu gösteriyor: Kürt sorunu dedikleri şey, aslında Kürt’ü Türk’ten ayırma sorunudur.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ekonomik sorunlarının çözümüne ilişkin olarak neler yapılabilir. Bunu biraz da sosyal yapının dönüşümü olarak ele alırsak neler söyleyebilirsiniz? Kürtçülüğün ideoloğu haline gelmeye çalışan ne kadar da ilginç tipler var. Bunlardan bir sosyolog var, sadece Kürt kimliğini savunmuyor; öyle olsa mesele yok. Uluslararası Sömürge Kürdistan diyerek Türkiye’yi sömürgecilikle suçluyor! Bankalardan kredi alarak, iş kurarak, ticaret yaparak zenginleşen Kürt vatandaşlarımıza ajan sınıf diyor! Bütün radikal Kürtçülerin tezidir bu! Kaç genci ateşleyip ölüme sürmüştür bu kör kışkırtma?! Halbuki İranlı Kürt lider Abdurrahman Qasimlu, geri kalmışlığın tarihsel sebebinin bölgenin dağlık coğrafyası olduğunu anlatır. Bu coğrafya hayvancılık dışındaki işlerin gelişmesine imkân vermemiş, aşiret hayatını, feodaliteyi dayanıklı hale getirmiştir. Ira Lapidius da feodaliteyi kırabilecek Osmanlı idare ve toprak sisteminin aynı coğrafi zorluklar yüzünden bölgede uygulanamadığını hatırlatır...
Tarifi olmayan şeyin çözümü olur mu? Bütün bu ifadeler sorunun ne olduğunu gösteriyor
Kürtçe dilde yapılacak eğitim sorunun çözümü için önemli mi? Türkiye’de Kürtlere Kürtçe eğitim verildiği takdirde demokratik haklar denen açılım daha mı sağlam olacak. Tek dilde yapılan eğitim mi demokratik hakların önünde bir engel olarak görülüyor? Anthony Birch, ” Nationalism and National Integration “ adlı eserinde, Kuzey İrlanda’da bu iki kimliğin ’ayrı eğitim’ler yüzünden böylesine zıtlaştığını belirtir. Yakın zamana kadar eğitimi elinde tutan Katolik ve Protestan kiliseleri, öğrencilerini, etnik cemaat olarak, ötekine karşı sosyalize etmiştir! Okullarda iyi Katolik veya iyi Protestan yetiştirmenin iyi uzman, becerili insan yetiştirmeye engel olduğu fark edildiğinde iş işten geçmiş, kimlikler cepheleşmişti. Eğitim sistemimiz, özellikle de resmi tarih eğitimi, kendisini Kürt hisseden bir gence bir şey söylemiyor. Hatta karşıt duygu olarak Kürtlük hissiyatını adeta tahrik ediyor! Terörist başı hangi okullarda okumuştu?! Kürtçü yayınlara bakın, eğitim faktörünü açıkça görürsünüz. Biz neyi anlattığımızı zannetsek de o kendi ön hislerinin süzgecinden geçirerek alıyor veya reddediyor! Hangi tanım denmesi, onu ikna mı etti? Yoksa geri mi tepti? Ne yapmalı? Kuzey İrlanda’nın vahim hatasını tekrarlayarak Tevhid-i Tedrisat’tan vazgeçip ayrı etnik okullar açılması asla düşünülemez. İkincisi, müfredat meselesidir. Özellikle tarih eğitimi, kendini Kürt hisseden bir gençte Ben yokum duygusu yaratarak ayrı bir tarih arayışına yol açıyor.Ve dün gizli, bugün açık etnik tarih yayınları ona cazip geliyor: Cemşit Bender’in matematiği de Kürtlerin icat ettiğini veya Mehrdat İzady’in antik Mezopotamya medeniyetlerini Kürtlerin kurduğunu savunan zırvaları gibi! Bu medeniyetleri Türklerin, Arapların yahut Yahudilerin, Fransızların kurduğunu söylemek kadar zırvadır ama modern ideolojiler böyledir; geçmişteki bir eşkıyayı bugün sınıf kahramanı veya ulusal kahraman yahut özgürlük savaşçısı kılığına sokabilir! Bilimsel planda zırva olması çok önemli değil; etnik kimliği militanlaştırması önemlidir. PKK’nın taban kazanmasındaki çeşitli sebeplerden biri, bu psikolojik-pedagojik mekanizmadır. Peki, nasıl bir milli tarih, milli kimlik, nasıl bir vatan anlayışı sorusu cevapsız mı kalacak? Bu konularla ilgili her kafadan ses çıkmaya devam ediyor. Türk Milleti’nin Osmanlı dönemi parçalanması gibi Cumhuriyet dönemimde de ikinci büyük parçalanmasının önü açılmıştır. Kürt açılımı diye gündemi meşgul eden tarih, sosyoloji, coğrafya, jeopolitik ve jeostratejiden habersiz kişilerin girişimleri; ihanet mi, vatanseverlik mi olduğu çok iyi anlaşılmalıdır.
Tevhid-i Tedrisat’tan vazgeçip ayrı etnik okullar açılması asla düşünülemez
Birbirlerini anlamıyorlar AKP, Türkiye’de Kürtçe kursların açılmasına izin verdi. Açılan tüm kurslar katılım olmadığı için kapandı. Çünkü Kürtlerin ortak bir dili yok. PKK’lı teröristlerin anlaşma dili bile Türkçe.
Kürt ulusu diye bir ulus yok Son günlerde yoğunlaşan bir Kürt açılımı sözü gündemde! Öylesine ki; yüzyıldır ABD’nin İngiltere’nin İsveç’in, Fransa’nın, Ermenistan’ın, İsrail’in yapamadığını Türkiye’ye yaptırmak istiyorlar. Ne mi yaptırmak istiyorlar? Kürt ulusu yaratmak! Peki böyle bir ulus var mı? Kürt ulusu diye bir ulus yok.. Nasıl mı yok? Bakın; İngiliz muhipler cemiyeti, Kürt teali cemiyetinin 1900’lü yıllardan başlayan çalışmaları var. Paris, Oslo, Erivan, Vatikan, Telaviv’de Kürdoloji Enstitüleri kuruldu. Yıllardır çalışmalarına karşın bir Kürtçe gramer, sözlük ortaya koyamadılar..Erivan’ın geçen yıl çıkardığı sözlük Türkçe, Arapça, Farsça ve yerel dil karması.Kuzey Irak’ta, dünün teröristleri Talabani ve Barzani aşiretleri birbirini anlamıyor. Arapça ortak dil.ABD, İsrail, İngiltere bir türlü ortak dil gerçekleştiremedi. AKP; Türkiye’de güneydoğu da Kürtçe kursların açılmasına izin verdi. Açılan tüm kurslar katılım olmadığı için kapandı. Neden Çünkü ortak bir dil yok. Güneydoğu kökenli sanatçılar kasetler yaptılar, okunmadı, satılmadı, vazgeçtiler. TRTŞeş büyük bir gösteri ile açıldı.. Kırmançça’nın Diyarbakır ağzıyla yayınını kimse anlamadı. Diğer lehçe Zaza’ca yayına koydular yine izlenmedi..DTP; TBMM’de basın toplantısıyla Kürtçe gazete çıkardık dediler. Satılmadı okunmadı anlaşılmadı, satılmadı.Terör örgütünün anlaşma dili Türkçe.. ROJ TV birçok lehçede yayın yapıyor ama genel yayını Türkçe. Peki ama neden? Çünkü; Kürtçe diye bir dil yok. Sadece bölgede farklı topluluklar var. Zazaca, Kırmançça, Solhanice, Dimillice, Bohtanice var. Ve her biri bir diğerini anlamıyor, birkaç kelime dışında! Şimdi siz hangi dilden, hangi ulustan bahsedeceksiniz! Sonra da çıkmışlar; Kürt açılımı diyorlar. Neyin açılımı bu? Türkiye’de yüzde 6’lık topluluk o da kendi aralarında bütünlük taşımıyorsa neyin açılımı olacak bu?
Kürt açılımı’nın tarihi gerçekleri olduğu da son günlerde yine sıkça ifade buluyor. Buna nasıl bakmak gerekir? Avrupa ve Asya tarihi Türkler olmadan yazılamaz diyen batılı tarihçilere inat, Türkiye’deki bazı aklı evveller uçuk tezleri ile kafa karıştırıyor! Selçukluların ve Osmanlıların ne olduğu, ne yaptığı hem Türk tarihçilerce hem de batılı tarihçilerce kapsamlı bir şekilde yazılmış ortaya konulmuştur. Farklı yorumlarda olsa 1000 yıllık tarihte, bilinmezlikler kalmamış gibidir. Halbuki, bugünkü ” millet “ varlığımız Anadolu’nun yerli kültürlerini de özümseyen Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinin evriminin eseridir. Anadolu insanına bir ” aidiyet “ ve ” vatandaşlık “ duygusu vermede, içinde yer aldıkları bu tarih çizgisi esastır. Bu çizgi de yani; Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerindeki algılamalara göre konuyu değerlendirmek gerekir. Yani, ” etnisist “ değil, ” Türkiye “ odaklı bir tarih... Böyle bir tarih yazımında iki konu hayati derecede önemlidir: Türklerle Kürtlerin buluşması... Bin yılı birlikte yaşamaları...Türk-Kürt buluşması ” Etnisist “ tarihçiliğin Kürtçü versiyonu, Doğu Anadolu’nun otantik Kürt yurdu olduğunu, Türklerin 1071’den itibaren gelip ’işgal’ettiğini yazarlar; tarihe ” buluşma “ gözüyle değil, ” çatışma “ gözüyle bakarlar. Halbuki antik Kürtlerin orijinal yurdu, Van Gölü’nün epeyce aşağısında ve Batı İran’da dağlık Carduchi coğrafyasıdır. Brownson bunun haritasını da yayımlamıştır.